Anasayfa


ALİ ERDOĞAN
alierdogan@menderesgazetesi.com
AHİLİK
12/10/2011

ahilik_1-113.yy da Anadolu’da görülmeye başlayan ve bir süre sonra Osmanlı devlet’inin kurulmasında önemli rol oynayan dini içtimai teşkilatın genel adı.

Arapça “kardeşim “ anlamındaki ahi kelimesinden gelen bu adın Türkçedeki akı den “cömert” türediğini ileri sürenler de vardır. Esasen Kur’an’a ve Hz. Peygamber’in sünnetine dayandırılan prensipleriyle İslâmi anlayışa doğrudan bağlı olan Ahiliğin, tasavvufta önemli bir yeri bulunan “uhuvvet “i hatırlatmasından dolayı da kolayca yayılma ve kabul görmesi mümkün olmuştur. Ahiliğin Anadolu’da kurulmasında “fütüvvet” teşkilatının büyük tesiri vardır.  İslâm’ın ilk asrından itibaren görülmeye başlayan fütüvvet teşekkülleri içinde hicri 3., (9)yy. itibaren de esnaf birlikleri ortaya çıkmıştır.

Başka bölgelerde mensuplarına civanmert, ayyâr (ayyârân), feta (fityan) gibi isimler verilen fütüvvet ülküsünün, İslâm’ın yayılmasına paralel olarak Suriye, Irak, İran, Türkistan, Semerkant, Mısır, Kuzey Afrika, Endülüs, Mısır’da esnaf ve sanatkârlar arasında yaygın olduğu bilinmektedir. Türklerin İslâmiyeti kabul etmeleri ve Anadolu’ya yerleşmelerinden itibaren fütüvvet ülküsünü benimseyip kendilerine has yiğitlik, cömertlik ve kahramanlık vasıflarıyla süslemişlerdir. Ahiliğin temel belirleyicisi olan İslami-tasavvufi düşünce ve yaşayış her devirde ve bölgede geçerliliğini korumuştur.

Abbasi Halifesi Nasır (1180-1225) fütüvvet birliklerini yeniden teşkilatlandırırken diğer Müslüman hükümdarlara da elçi ve fermanlar gönderip kendilerini fütüvvet teşkilatına girmeye davet etmiş. Anadolu Devleti ile l.Gıyâsettin Keyhusrev zamanın da temas kurulmuştur. l.İzzettin Keykavus ve l. Alâeddin Keykubad’ın  da fütüvvet teşkilatına girmeleri ile Anadolu’da  Ahiliğin kuruluşu tamamlanmıştır. Özelikle l. Alaeddin Keykubad zamanın Halife Nasır’ın meşhur mutasavvıf Şehabeddin Sühreverdi’yi  Anadolu’ya göndermesinin  Anadolu da Ahi teşkilatının  kurulmasında  önemli bir yeri  vardır.

Anadolu da Ahiliğin kurucusu olarak bilinen ve İran’ın Hoy şehrinde doğan  Şeyh Nasirüddin Mahmut’tur, sonraları Ahi Evran ismiyle anılmıştır. Özellikle l. Alâeddin Keykubad’ın büyük destek ve yardımıyla bir taraftan İslâmi-tasavvufi düşünceye ve fetüvvet ilkelerine bağlı kalarak tekke ve zaviyeler de şeyh mürit ilişkilerini, diğer taraftan iş yerlerinde usta, kalfa ve çırak münasebetlerini ve buna  bağlı olarak iktisadi hayatı düzenleyen Ahiliğin Anadolu da kurulup gelişmesinde Ahi Evran’ ın rolü büyük olmuştur. Anadolu da hızla yayılan teşkilat mensupları, şehirlerde olduğu gibi köylerde ve uç bölgelerde de büyük nüfuza sahip olmuşlar. Anadolu da bilhassa devlet otoritesinin iyice zayıfladığı dönem de Ahiler, bağımsız siyasi bir güç olmamakla beraber anarşi ve kargaşanın ortaya çıktığı dönemlerde siyasi ve askeri güçlerini göstermişlerdir ve önemli fonksiyonlar üstlenmişlerdir.

Ahilik Osmanlı Devletinin kuruluşun da büyük rol oynamıştır. İlk Osmanlı padişahlarının ve vezirlerinin çoğunun ahi teşkilatı mensup olduğu bilinmektedir. Büyük âlim ve mutasavvıf Şeyh Edebâli de ahi şeyhlerinden olup Osman Gazi ile sıkı ilişkiler kurmuş ve kızını onunla evlendirmişti. Orhan Gazi ise Ahiliğe ait “ihtiyarü’d-din” unvanı almıştı. l.Murat’ın şed kuşandığı ve teşkilattan askeri güç olarak faydalandığı bilinmektedir. Özellikle Fatih devrinden itibaren Ahilik siyasi bir güç olmaktan çıkarak esnaf birliklerinin idari işlerini düzenleyen bir teşkilat halini aldı. 18.yy dan 20.yy başlarına kadar teşkilatın Lonca (gedik) adını bilinmekle beraber uzun süre ahi baba, yiğitbaşı, üstatlık, kethüdalık gibi ahiliğe ait terimlerin kullanıldığı bilinmektedir.

Bütün prensiplerini İslam dininin asıl kaynağından alan ahilik nizamnamesine fütüvvetnâme adı verilir. Ahiliğin esasları, ahlâki ve ticari kaideleri bu kitaplarda yazılıdır. Teşkilata girecek kimse önce ilk önce bu kitaplarda yazılı dini ve ahlaki emirlere uymak zorun dadır. Bu kaynaklara göre teşkilat mensupların da bulunması gereken vasıflar vefa, doğruluk, emniyet, cömertlik, tevazu, ihvana nasihat onları doğru yola sevk etme, affedici olma ve tövbe idi. Şarap içme, zina, yalan, gıybet, hile gibi davranışlar ise meslekten atılma sebebiydi.


Paylaş | | Yorum Yaz
1325 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

BEDEL’İ ÇANAKKALE’DE - 16/03/2013
97. YIL DÖNÜMÜNDE ÇANAKKALE ŞAVAŞI - 17/03/2012
İstiklâl Marşımızın Kabulü - 12/03/2012
MEHMET AKİF ve MISIR - 26/12/2011

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
GENÇLİK PARKI
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.09192.0956
Euro2.81352.8185
Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 34° 22°
Saat